Kürt-Türk ilişkilerini cumhuriyet ile birlikte belirleyen etken, devlet aklı ve devletin politikası oldu. Devletin pozisyonu bu ilişkiyi şekillendirdi. Catışmanin öne çıkması, diplomasi ve diyaloğun dışında yol ve yöntemlerin ortaya çıkması esasında bu aklın ve politikanın ürünü olduğunu söylemek hiç de yanlış olmasa gerektir.
Gelinen süreçte devletin paradigmasında görünen değişikliğin, Kürt siyasetine yansımasını yadırgamak, peşinen karşı çıkmak bir siyaset olarak görülemez. Elbette ki varsa sakıncaları tehlikeleri ve olası manipülatif yönleri gündeme getirilebilir ve dikkate sunulabilir. Ancak temelden karşı çıkış, bir asırdır sürdürülen politik akla karşı siyasetsiz ve alternatifsiz olmak anlamına gelir.
Devletin paradigma değişikliğinin dış konjonktürün etkisi ile olması, salt sakıncalı ve kuşkulu bir bakışları ele alınmasını haklı ve doğru kılmaz. Aksine değişim için zorlayıcı faktör olmasına daha sağlam bir zemin oluşturur. Değişimin kalıcı olması ise, Kürtlerin ortaya koyacağı siyasal akıl, kuracağı siyasal ilişkiler, reel politik olanı doğru okumakla alakalıdır. Bunu başaran bir Kürt siyaseti ve aklı konjonktürün ortaya çıkardığı zorunlu paradigma değişikliğini lehine kalıcı bir paradigmaya evirebilir
Yüz yıl sonra, Kürt siyasetinin ve önderlerinin siyasal akıl üretme becerilerinin bu denli test edildiği bir dönemi İlk defa yaşıyoruz. Bu süreçte bu testten geçmeyi denemek gösterilecek en büyük cesarettir. Kürtler, dayatılan şiddet sarmalında ve dar alanda kalmaya mahkûm değildir. Daha geniş alanda var olma, kendi olma mücadelesini yürütecek kabiliyet ve istidada sahiptir.
EŞGENEL BAŞKAN AHMET KAYA


